05 Ağustos 2008

Interrail - III

Kaldığımız yerden yani Avusturya'dan devam;

VİYANA
  • Oldukça sistematik bir şehir. Ne nerde herşey belli.
  • Trafik ışıkları konusunda biraz sorunları var; yayaya yeşil ışık çok az yanıyor. Bu sebeple ben kırmızıda geçtim diye polis az daha ceza yazacaktı ki hiiiiç arkama bakmadan aynen devam ettim de yırttım. Siz siz olun kırmızıda geçmeyin.
  • Şehirde tüm gezilecek yerlere yürüyerek gidilebiliyor. Yakınlar birbirlerine.
  • 1 gün sabahtan akşama deli gibi gezerek gereken tüm yerleri görmek mümkün.
  • İstasyonlardaki Tourist Information'lar oldukça iyi çalışıyor.
  • Her taraf kebapçı kaynıyor. Mutlaka bu kebapçılardan birinde önce pizza, sonra da döner yenilmeli. Böyle tatlı döneri belki de hayat boyu yememiştir kimse. O sos var ya o sos, adamı kendinden geçiriyor. Oh baya yazdım, canım çekti. Ama o sos var yaaa...
  • Metroya biletsiz, kaçak ne de güzel biniliyor. Yakalanılırsa cezası 70 €, fakat ben yakalanmadım hiç.
  • İstendiğinde bisiklet kiralamak için yol üstünde duraklar var.
  • Şehrin ilginç bir yanı, akşam 8'den sonra hayat resmen duruyormuş. Biz oradayken Avrupa Şampiyonası sebebiyle 10'a kadar falan yine biraz canlılık kalıyordu, ancak normalde çok erken işbaşı yaptıklarından erkenden de evlerine çekiliyorlarmış.
  • Hostel fiyatları oldukça uçuk bu şehirde. Euro 2008'in de elbette etkisi vardı bunda ama olsun pahalıydı sonuçta.
  • Roma ve Pisa'dan sonra mutlaka gidilmesi gereken 3. yer, fakat çok büyük bir şehir olmadığından 2 belki 3 gün gezmek için yeterli.

PRAG

  • İstasyonda iner inmez filmlerdeki eski sovyet kadınları tipinde (gerçekten filmlerdeki kadın tipindeydi, sanki 1980'lerdeki Sovyet ülkesi) birileri mutlaka "hostel lazım mı" sorularıyla karşılıyorlar sizi. Bunlardan herhangi birisini fazla kazık fiyat olmadıkça kabul etmek mümkün.
  • Para değişiminde kazıklamaya yönelik hareketleri var. Dikkat etmek gerekiyor. İyice incelemeden kurları, para değişimi yapmamak gerek.
  • Hostel sahibi tarafından defalarca uyarıldık; "There are lots of thiefs in this city, be careful. If you loose all your money, we can do nothing."
  • Fastfood restoranlarının tamamı diğer ülkelere göre biraz daha pahalı. Çin lokantasıysa belki de en ucuz yer şehirdeki.
  • Yine bu şehirde de otobüs/tren kullanmadan her yere gidilebiliyor, fakat eski şehir biraz uzakta olduğundan yürüme mesafesi çok fazla. Yola çıkmadan iyi bi dinlenmek gerekiyor. Eski şehre varınca ise o güzellik tüm yorgunluğu alıyor.
  • Eski şehir tamamiyle bir tarihi eser. Köprüden itibaren başlıyor güzellik, hükümet sarayı ve diğer yerler mükemmel ötesi.
  • Yeni şehir ise Nişantaşı gibi bir yer daha çok. Kafeler, mağazalar sanki Nişantaşı'ndaymış hissi veriyor. Eski ve görkemli binalarda bir çok mağaza ve kafeler.
  • Tekstil çok pahalı, onun dışındaki ürünler oldukça uygun.
  • Kristal ve cam ürünleri meşhur fakat fiyatları da bir o kadar meşhur.
  • Aşırı nemli bir hava var. Yorgunluk yapıyor, 2 adım atmak bile zor geliyor.
  • Meydanda bulunan Mc Donald's ile ara sokaktaki arasında ciddi bir fiyat farkı var. İnanmak istemedik ama gerçek.
  • KFC'de bile domuza dikkat etmek gerekiyor, eğer ben domuz yemeyeceğim diyorasnız. Twister menüden bile domuz çıktı.
  • Zayıf İngilizce'leri var fakat diğer ülkelere oranla daha iyi iletişim kurulabiliyor.
  • € ile alışveriş yapmaya alıştıktan sonra Kron bayağı bir zorluyor insanı. Ne almaya kalksa pahalı gibi geliyor ama aşşağı yukarı 1 YTL = 10 Kron olduğunu hatırlayınca rahatlıyor insan.

POZNAN

  • Ana istasyon Glowny (l harfinin üzerinde çizgi var) istasyonu.
  • Şehir diğer ülke ve şehirlere göre çok ucuz.
  • Ufak bir Doğu Avrupa şehri. Viyana ve Pragtan gelince pek fazla güzel gelmiyor göze.
  • Polonya'nın kuruluşunu sağlayan kral ve rahiplerin mezarları bu kentte.
  • Çok küçük ve şirin bir meydanları var.
  • Kare şeklinde bir meydan, komünizmden kalmış binalarla çevrili ancak hepsi rengarenk boyanmış sanki o dönemin griliğni atmak istercesine. Ortada bir saat kulesi. Her gün sabah 11'de saat kulesinden 2 keçi çıkıp tam 11 kez kafa kafaya tokuşup tekrar yuvalarına dönüyorlar. İzlemesi bir hayli zevkli.
  • Şehrin simgesi de zaten keçi.
  • Akşamları meydandaki kafelerde hareketlilik ciddi oranda artıyor. En eğlenceli mekan belki de akşamları burası. Meydan boyunca kafe ve restoranlarda yemek yiyip daha sonra da bir bara gitmek en iyi aktivitelerden biri.
  • Eski bir bira fabrikasını alışveriş merkezine çevirip bir kaç da mimari ödül almışlar. Görülmeye değer bir yer. Mağazalarda Türk markası tekstil ürünleri görmek de mümkün.
  • Ulaşım oldukça pahalıya geliyor.2 gün bile kalınacak olsa 1 haftalık bilet almak daha mantıklı. Fiyatı 16 zl (z'nin üzerinde çizgi var).
  • Bu ufacık şehirde bile çok fazla kebapçı var. Neredeyse hiç biri Türk değil.
  • Erasmus'la gelmiş Türk öğrenci sayısı oldukça fazla bu şehirde.
  • Oldukça dindarlar. Pazar günleri büyük marketler dışında açık yer bulmak imkansız.

VARŞOVA

  • 4 saatte hiç bir ulaşım aracı kullanmadan tüm şehir gezilebiliyor.
  • İstasyondan biraz uzak gezilecek yerler, ama otobüs kullanmayın ne gerek var. Zaten interrail'in ruhu bu.
  • II. Dünya savaşı sırasında tüm şehir tamamiyle yerle bir edilmiş, taş taş üstünde kalmamış, bu sebeple en az İstanbul kadar çarpık kentleşmiş bir şehir.
  • En tarihi ve eski gözüken kiliseler, binalar bile sıfırdan yapılmışlar savaş sonrası.
  • Kentin ana meydanında, kentin simgesi olan deniz kızı heykeli var ve meydan Poznan'ın meydanıyla neredeyse birebir aynı gözüküyor.
  • Varşova'lılar kibirleriyle ünlü olduklarından diğer Polonya'lılar pek hazzetmiyorlarmış bu şehirlilerden.
  • Göl üstüne inşa edilmiş olan saray çok ilgi çekici bir yer.Saray resmen gölün üzerine yapılmış.Saray bahçesinde tavus kuşları ve sincaplar fink atıyor. Sincaplar hiç de yabani dğeiller, ayaklarınızın dibine kadar gelip yemek bekliyorlar ancak fazla yaklaşmayıp parmağı kaptırmamak en iyisi.
  • Bir çok isimsiz asker ve savaş anıtları var. 24 saat ateş yanan bu anıtlarda askerler nöbet tutuyor.
  • Yine kaçak olarak otobüse bindik ama yine bir şey olmadı. Şanslı mıyız yoksa hakikatten hiç birşey olmuyor mu çözemedim. Tüm Avrupa'da otobüslere kaçak bindik neredeyse ama en ufak bir şey olmadı. ( Bunları okuduktan sonra kaçak binip de yakalanan olursa mesuliyet kabul etmem şimdiden bildireyim :)) )

KÖLN

  • İstasyon'dan iner inmez karşıda o harika Dom kilisesi karşılıyor.
  • İstasyon şehrin merkezinde. İner inmez heryere ulaşım sağlanabiliyor.
  • Hemen hemen her yere buradan tren var. Tam bir dağılım noktası.
  • Dom kilisesi mutlaka ama mutlaka gidilmesi gereken bir yer.
  • Öğrenci kartı göstererek sadece 1 €'ya kuleye tırmanılabiliyor. Öğrenci kartı göstermeyince de 2 € gerçi, pek bi fark da yok.
  • 504 basamak çıkarak tırmanılıyor kiliseye. 506 da olabilir. 2 basamağın ne önemi var.
  • Yorucu bir yolculuk kuleye tırmanış fakat, o manzara, bu çabaya değer dedirtiyor.
  • Kule duvarlarında bol bol "Kayserililer 38" ya da "Ayşe, Cemil..." şeklinde yazıları okumak oldukça eğlenceli.
  • Kilisenin hemen yanından ana cadde uzanıyor. Bir hayli kalabalık bir cadde, İstiklal Caddesi'ni anımsattı bize. Gurbette oluşumuzdan mıdır nedir, her yeri bir yere benzettik.
  • Adidas'ın merkezi olmasına rağmen Almanya genelinde ayakkabı pahalı. Lanet olsun böyle kadere.
  • Telefonlar ise tax free de dahil yaklaşık 200 YTL ucuza geliyor.

AMSTERDAM

  • Kelimenin tam anlamıyla "özgürlükler diyarı", hatta kelime yetersiz bile kalıyor.
  • Daha kente iner inmez her yerde "ot" görmeye başlamaya alışmak gerekiyor.
  • En ufak bakkal tipli yerlerde bile "ot", bizim burdaki sakız gibi satılıyor.
  • Her yerde de bol bol kullanan var. Etrafa kokusu sinmiş iyice.
  • Koca koca tohum bankaları var. Bahçede yetiştir, para verme.
  • Şehirde herşey ot ve sex üzerine kurulmuş. Zaten kendin amblemi bile X X X.
  • İstasyon sistemleri hakikatten rezalet. 2 saat sonraki trene bilet almak için 2 saat önceden sıra numarası almamıza rağmen bir türlü sıra gelmedi.
  • Red Light District ise Türk dolu (neden acaba :) ).

Bunlar da geri kalanlardı. Berlin'de şehri gezmeyip sadece tren istasyonunda neredeyse 2 gün geçirdiğimiz için anlatacak pek birşey yok. Sabaha kadar açık bir istasyonları var. Önceden fazla rüzgar almayan, güzel bir bank kaparsanız, gayet rahat uyuyabilirsiniz, çünkü sabaha karşı çok soğuk oluyor ve esiyor. 24 saat Tourist Information açık. Mc Donald's 12'ye kadar açık. Hamburgerin tanesi 1 €, içecek ise sınırsız. Deneyin derim. Trenler gayet dakik. Geç kalmamaya bakmak gerek. Remagen'i ise anlatmayacağım bile. Ne de olsa oraya gidecek olan olmaz. Küçük bir kasaba, Bonn yakınlarında. Biz akrabamda kalmaya gittiğimiz için öğrendik öyle bir yerin varlığını. Ama gezeceğim diyen olursa meydandaki dönerciye selam söylesin benden. Geçen sene telefon kartının yerini öğreten genç desin.

Son bir interrail yazısının ardından muhtemelen bu konuyu da sonlandırmış olurum artık...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

o değil de polonyadan biraz daha bahsedebilirdin :) he bir de thiefs değil thieves canım :D

acax dedi ki...

O.Maria :D :D thief diceğdim zaten :D sen de ii ki bi kursa gittin canım :D :D polonyanın da nesinden bahsediim :D 2,5 şehir gezdim topu topuna :D