02 Nisan 2010
Ayrı Ayrı
Sevgi daha 15'inde lisenin çok da popüler olmayan kızlarından biriydi. Sınıftaki kız grupları içerisinde pek göze batmayan, dersi dinleyip, ödev konuşan bir gruptu Sevgi'nin grubu. Mertcan ise sınıfın en popüler erkeklerinden biri hatta birincisiydi. Tüm sınıfın kızlarının aklının bir köşesinde illa Mertcan vardı. Bu tür Mertcan'ları okullar her sınıfa 1 tane düşecek şekilde yerleştirir. Çok hassas bir denge vardır. Eğer bir sınıfa fazladan 1 Mertcan daha eklenirse, o sınıf çekişmelere, kavgalara gebe olur, dirlik düzen bozulur. Okul yönetimleri de bunu bilir. Bu sebeple genelde formül şöyledir. 1 Mertcan + 3 Burcu + 7 Sevgi + yeteri kadar abazan, sivilceli, yeni ergen erkek grubu. Liselerde hassas dengeler vardır. Burcu ise güzel, alımlı ve herkese çekici gelen bir kızdı. Sınıfın değil sadece okulun da en popüler kızıydı. Derslerde genellikle hocalara şirin kız şeklinde yaklaşır, onların takdirini toplardı. Herkesle arası çok iyiydi istisnasız. Neredeyse anlaşamadığı kimse yoktu ve kendisi gibi olan maksimum 3 kişilik bir grupta yer alırdı. Tenefüslerde okulda yasak olmasına rağmen kızlar tuvaletinde makyaj tazeleme seansları düzenlemek en gerekli ritüelleriydi.
Bir şekilde Mertcan'la yakınlaşmışlar ve çıkmaya başlamışlardı. Okulun koridorunda camın önünde birbirlerine sarılıp hisli hisli, sanki dünyanın en romantik yeri o an orasıymış gibi durmaktaydılar. Sevgi bu romantik filmi gördüğü neler olduğunu okudunuz dostlar. Bunun acısına dayanamayan Sevgi, ertesi gün okuldan 2 arkadaşıyla beraber Emre Aydın konserine bilet aldılar. Emre Aydın konserinde bağıra bağıra hep bir ağızdan, hepsi kendi Mertcan'ına şu şarkıyı haykırdı;
Ayri ayri cümlelerde
Iki ayri kelimeyiz
Iki ayri uzak cadde
Birbirinden habersiz
Ayri ayri iki korkak tanik
Iki ayri sus payi
Iki yalan gibiyiz
Iki hiç kimse
Iki ayri trenle
Uzaklasan
Gitgide
Nefes alip verdikçe
Yazarın Notu: Emre Aydın'ın yeni albümünü indirmiş dinlerken geldi bunu yazmak aklıma. Kusura bakma Emre'cim Aydın'cım seni gerçekten seviyorum ilk albümden olsun 6.Cadde'den olsun ama bu albüm bana genel olarak tam da yukarıdaki gibi bir tat verdi. Liseli aşık genç rock'çı kızların hep bir ağızdan kendi hayal sevgililerine haykırışı gibi.
30 Eylül 2008
Kuduz
Herşeyden önce ısırıldıktan sonra, ısırılan bölgeyi en az 5 dakika boyunca sabunla iyice yıkamak gerekiyormuş. Sonrasında eğer sokak köpeğiyse, köpeği bir şekilde ele geçirip de kuduz testi yaptırmak eğer ele geçirilemiyorsa da hiç vakit kaybetmeden şu hastahanelerden birine gitmek gerekmekteymiş.
Hastahaneler;
1. Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2. Şişli Eftal Eğitim ve Araştırma Hastanesi
3. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
4. Kartal Dr.Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi
5. Paşabahçe Devlet Hastanesi
6. Şile Devlet Hastanesi
7. İstinye Devlet Hastanesi
8. Prof. Dr. Necmi Ayanoğlu Silivri Devlet Hastanesi
9. Çatalca Devlet Hastanesi
10.Tacirler Eğitim Vakfı Sultanbeyli Devlet Hastanesi
11.Büyükçekmece Devlet Hastanesi
12.Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi
13.Sultançiftliği Lütfiye Nuri Burak Devlet Hastanesi
3 doz halinde, ısırılan gün, 1 hafta sonrası, 21 gün sonrası olmak üzere aşı yapılıyormuş. Bu aşılar eskiden olduğu gibi karından da değil, koldan hiç acısız bir şekilde olmakta hem de. Aşının bazı yan etkileri olabilmekteymiş baş dönmesi, bulantı gibi. Aşıdan sonra en az 24 saat süreyle alkol alımı kesinlikle yasakmış he bir de aşı yapılan bölge de yıkanmamlıymış. İşte kısaca böyle. Bu gidişle bir çok hayvan tarafından daha sokulup ısırılacağım gibi gözüküyor. Artık olursa onları da böyle tıbbi tıbbi anlatırım... Çok geçmiş olsun bana hırrrr, suyu çekin lan gözümün önünden!!!!
15 Ağustos 2008
Interrail - IV - Son
Kalkış -----> Varış ----- Süre ---- Ek Ödeme
İstanbul ---> Phyton --- 7 saat ---- 13.90 YTL
Pyhton -----> Selanik -- 7 saat ----- 6.00 €
Selanik ----> Atina ----- 6 saat ---- 20.20 €
Atina-Kiaton-Patras --- 6 saat ------ 3.20 €
Patras -----> Ancona --- 20 saat --- 27.00 €
Ancona ----> Roma ----- 4 saat ---- XX
Roma-------> Floransa - 4 saat ---- XX
Floransa --> Pisa ------- 1 saat ---- XX
Floransa --> Venedik -- 4 saat ---- XX
Venedik ---> Milano --- 4 saat ---- XX
Milano ----> Viyana --- 13 saat --- 37.00 €
Viyana ----> Prag ------ 4 saat ---- XX
Prag -------> Berlin ---- 5 saat ---- XX
Berlin -----> Poznan -- 4,5 saat -- XX
Poznan ----> Varşova - 3,5 saat -- 3.50 €
Berlin -----> Köln ------ 6 saat --- 4.00 €
Köln -------> Remagen - 1 saat --- XX
Köln -------> Amsterdam 3 saat - 4.00 €
Toplamda en az 90 saat kadar tren yolculuğu, 20 saat gemi yolculuğu, 3 saat uçak yolculuğu ve sayısını bilemediğim kadar otobüs, metro, tramvay yolculukları yaptık. 55 € civarında trenlere ek ödemeler yaptık. 22 gece konaklamaya toplam 218 € harcadık (4 gecesi bedava). yani yaklaşık 800 € kadar yol masrafına gidiyor, konaklamanın kalitesine göre 300 € civarı ve yeme-içmeyi de hesaba katarsak toplamda en azından 1500 € ile yola çıkılması pek bi faydalı olur. Yazıp yazabileceğim herşey aşşağı yukarı bunlardan ibaret. İnşallah önümüzdeki dönemlerde gideceklere, yardımcı olur, gitmeyi düşünüp de karar veremeyenlere de fikir verir diye umuyorum. Şimdiden iyi yolculuklar...
05 Ağustos 2008
Interrail - III
VİYANA
- Oldukça sistematik bir şehir. Ne nerde herşey belli.
- Trafik ışıkları konusunda biraz sorunları var; yayaya yeşil ışık çok az yanıyor. Bu sebeple ben kırmızıda geçtim diye polis az daha ceza yazacaktı ki hiiiiç arkama bakmadan aynen devam ettim de yırttım. Siz siz olun kırmızıda geçmeyin.
- Şehirde tüm gezilecek yerlere yürüyerek gidilebiliyor. Yakınlar birbirlerine.
- 1 gün sabahtan akşama deli gibi gezerek gereken tüm yerleri görmek mümkün.
- İstasyonlardaki Tourist Information'lar oldukça iyi çalışıyor.
- Her taraf kebapçı kaynıyor. Mutlaka bu kebapçılardan birinde önce pizza, sonra da döner yenilmeli. Böyle tatlı döneri belki de hayat boyu yememiştir kimse. O sos var ya o sos, adamı kendinden geçiriyor. Oh baya yazdım, canım çekti. Ama o sos var yaaa...
- Metroya biletsiz, kaçak ne de güzel biniliyor. Yakalanılırsa cezası 70 €, fakat ben yakalanmadım hiç.
- İstendiğinde bisiklet kiralamak için yol üstünde duraklar var.
- Şehrin ilginç bir yanı, akşam 8'den sonra hayat resmen duruyormuş. Biz oradayken Avrupa Şampiyonası sebebiyle 10'a kadar falan yine biraz canlılık kalıyordu, ancak normalde çok erken işbaşı yaptıklarından erkenden de evlerine çekiliyorlarmış.
- Hostel fiyatları oldukça uçuk bu şehirde. Euro 2008'in de elbette etkisi vardı bunda ama olsun pahalıydı sonuçta.
- Roma ve Pisa'dan sonra mutlaka gidilmesi gereken 3. yer, fakat çok büyük bir şehir olmadığından 2 belki 3 gün gezmek için yeterli.
PRAG
- İstasyonda iner inmez filmlerdeki eski sovyet kadınları tipinde (gerçekten filmlerdeki kadın tipindeydi, sanki 1980'lerdeki Sovyet ülkesi) birileri mutlaka "hostel lazım mı" sorularıyla karşılıyorlar sizi. Bunlardan herhangi birisini fazla kazık fiyat olmadıkça kabul etmek mümkün.
- Para değişiminde kazıklamaya yönelik hareketleri var. Dikkat etmek gerekiyor. İyice incelemeden kurları, para değişimi yapmamak gerek.
- Hostel sahibi tarafından defalarca uyarıldık; "There are lots of thiefs in this city, be careful. If you loose all your money, we can do nothing."
- Fastfood restoranlarının tamamı diğer ülkelere göre biraz daha pahalı. Çin lokantasıysa belki de en ucuz yer şehirdeki.
- Yine bu şehirde de otobüs/tren kullanmadan her yere gidilebiliyor, fakat eski şehir biraz uzakta olduğundan yürüme mesafesi çok fazla. Yola çıkmadan iyi bi dinlenmek gerekiyor. Eski şehre varınca ise o güzellik tüm yorgunluğu alıyor.
- Eski şehir tamamiyle bir tarihi eser. Köprüden itibaren başlıyor güzellik, hükümet sarayı ve diğer yerler mükemmel ötesi.
- Yeni şehir ise Nişantaşı gibi bir yer daha çok. Kafeler, mağazalar sanki Nişantaşı'ndaymış hissi veriyor. Eski ve görkemli binalarda bir çok mağaza ve kafeler.
- Tekstil çok pahalı, onun dışındaki ürünler oldukça uygun.
- Kristal ve cam ürünleri meşhur fakat fiyatları da bir o kadar meşhur.
- Aşırı nemli bir hava var. Yorgunluk yapıyor, 2 adım atmak bile zor geliyor.
- Meydanda bulunan Mc Donald's ile ara sokaktaki arasında ciddi bir fiyat farkı var. İnanmak istemedik ama gerçek.
- KFC'de bile domuza dikkat etmek gerekiyor, eğer ben domuz yemeyeceğim diyorasnız. Twister menüden bile domuz çıktı.
- Zayıf İngilizce'leri var fakat diğer ülkelere oranla daha iyi iletişim kurulabiliyor.
- € ile alışveriş yapmaya alıştıktan sonra Kron bayağı bir zorluyor insanı. Ne almaya kalksa pahalı gibi geliyor ama aşşağı yukarı 1 YTL = 10 Kron olduğunu hatırlayınca rahatlıyor insan.
POZNAN
- Ana istasyon Glowny (l harfinin üzerinde çizgi var) istasyonu.
- Şehir diğer ülke ve şehirlere göre çok ucuz.
- Ufak bir Doğu Avrupa şehri. Viyana ve Pragtan gelince pek fazla güzel gelmiyor göze.
- Polonya'nın kuruluşunu sağlayan kral ve rahiplerin mezarları bu kentte.
- Çok küçük ve şirin bir meydanları var.
- Kare şeklinde bir meydan, komünizmden kalmış binalarla çevrili ancak hepsi rengarenk boyanmış sanki o dönemin griliğni atmak istercesine. Ortada bir saat kulesi. Her gün sabah 11'de saat kulesinden 2 keçi çıkıp tam 11 kez kafa kafaya tokuşup tekrar yuvalarına dönüyorlar. İzlemesi bir hayli zevkli.
- Şehrin simgesi de zaten keçi.
- Akşamları meydandaki kafelerde hareketlilik ciddi oranda artıyor. En eğlenceli mekan belki de akşamları burası. Meydan boyunca kafe ve restoranlarda yemek yiyip daha sonra da bir bara gitmek en iyi aktivitelerden biri.
- Eski bir bira fabrikasını alışveriş merkezine çevirip bir kaç da mimari ödül almışlar. Görülmeye değer bir yer. Mağazalarda Türk markası tekstil ürünleri görmek de mümkün.
- Ulaşım oldukça pahalıya geliyor.2 gün bile kalınacak olsa 1 haftalık bilet almak daha mantıklı. Fiyatı 16 zl (z'nin üzerinde çizgi var).
- Bu ufacık şehirde bile çok fazla kebapçı var. Neredeyse hiç biri Türk değil.
- Erasmus'la gelmiş Türk öğrenci sayısı oldukça fazla bu şehirde.
- Oldukça dindarlar. Pazar günleri büyük marketler dışında açık yer bulmak imkansız.
VARŞOVA
- 4 saatte hiç bir ulaşım aracı kullanmadan tüm şehir gezilebiliyor.
- İstasyondan biraz uzak gezilecek yerler, ama otobüs kullanmayın ne gerek var. Zaten interrail'in ruhu bu.
- II. Dünya savaşı sırasında tüm şehir tamamiyle yerle bir edilmiş, taş taş üstünde kalmamış, bu sebeple en az İstanbul kadar çarpık kentleşmiş bir şehir.
- En tarihi ve eski gözüken kiliseler, binalar bile sıfırdan yapılmışlar savaş sonrası.
- Kentin ana meydanında, kentin simgesi olan deniz kızı heykeli var ve meydan Poznan'ın meydanıyla neredeyse birebir aynı gözüküyor.
- Varşova'lılar kibirleriyle ünlü olduklarından diğer Polonya'lılar pek hazzetmiyorlarmış bu şehirlilerden.
- Göl üstüne inşa edilmiş olan saray çok ilgi çekici bir yer.Saray resmen gölün üzerine yapılmış.Saray bahçesinde tavus kuşları ve sincaplar fink atıyor. Sincaplar hiç de yabani dğeiller, ayaklarınızın dibine kadar gelip yemek bekliyorlar ancak fazla yaklaşmayıp parmağı kaptırmamak en iyisi.
- Bir çok isimsiz asker ve savaş anıtları var. 24 saat ateş yanan bu anıtlarda askerler nöbet tutuyor.
- Yine kaçak olarak otobüse bindik ama yine bir şey olmadı. Şanslı mıyız yoksa hakikatten hiç birşey olmuyor mu çözemedim. Tüm Avrupa'da otobüslere kaçak bindik neredeyse ama en ufak bir şey olmadı. ( Bunları okuduktan sonra kaçak binip de yakalanan olursa mesuliyet kabul etmem şimdiden bildireyim :)) )
KÖLN
- İstasyon'dan iner inmez karşıda o harika Dom kilisesi karşılıyor.
- İstasyon şehrin merkezinde. İner inmez heryere ulaşım sağlanabiliyor.
- Hemen hemen her yere buradan tren var. Tam bir dağılım noktası.
- Dom kilisesi mutlaka ama mutlaka gidilmesi gereken bir yer.
- Öğrenci kartı göstererek sadece 1 €'ya kuleye tırmanılabiliyor. Öğrenci kartı göstermeyince de 2 € gerçi, pek bi fark da yok.
- 504 basamak çıkarak tırmanılıyor kiliseye. 506 da olabilir. 2 basamağın ne önemi var.
- Yorucu bir yolculuk kuleye tırmanış fakat, o manzara, bu çabaya değer dedirtiyor.
- Kule duvarlarında bol bol "Kayserililer 38" ya da "Ayşe, Cemil..." şeklinde yazıları okumak oldukça eğlenceli.
- Kilisenin hemen yanından ana cadde uzanıyor. Bir hayli kalabalık bir cadde, İstiklal Caddesi'ni anımsattı bize. Gurbette oluşumuzdan mıdır nedir, her yeri bir yere benzettik.
- Adidas'ın merkezi olmasına rağmen Almanya genelinde ayakkabı pahalı. Lanet olsun böyle kadere.
- Telefonlar ise tax free de dahil yaklaşık 200 YTL ucuza geliyor.
AMSTERDAM
- Kelimenin tam anlamıyla "özgürlükler diyarı", hatta kelime yetersiz bile kalıyor.
- Daha kente iner inmez her yerde "ot" görmeye başlamaya alışmak gerekiyor.
- En ufak bakkal tipli yerlerde bile "ot", bizim burdaki sakız gibi satılıyor.
- Her yerde de bol bol kullanan var. Etrafa kokusu sinmiş iyice.
- Koca koca tohum bankaları var. Bahçede yetiştir, para verme.
- Şehirde herşey ot ve sex üzerine kurulmuş. Zaten kendin amblemi bile X X X.
- İstasyon sistemleri hakikatten rezalet. 2 saat sonraki trene bilet almak için 2 saat önceden sıra numarası almamıza rağmen bir türlü sıra gelmedi.
- Red Light District ise Türk dolu (neden acaba :) ).
Bunlar da geri kalanlardı. Berlin'de şehri gezmeyip sadece tren istasyonunda neredeyse 2 gün geçirdiğimiz için anlatacak pek birşey yok. Sabaha kadar açık bir istasyonları var. Önceden fazla rüzgar almayan, güzel bir bank kaparsanız, gayet rahat uyuyabilirsiniz, çünkü sabaha karşı çok soğuk oluyor ve esiyor. 24 saat Tourist Information açık. Mc Donald's 12'ye kadar açık. Hamburgerin tanesi 1 €, içecek ise sınırsız. Deneyin derim. Trenler gayet dakik. Geç kalmamaya bakmak gerek. Remagen'i ise anlatmayacağım bile. Ne de olsa oraya gidecek olan olmaz. Küçük bir kasaba, Bonn yakınlarında. Biz akrabamda kalmaya gittiğimiz için öğrendik öyle bir yerin varlığını. Ama gezeceğim diyen olursa meydandaki dönerciye selam söylesin benden. Geçen sene telefon kartının yerini öğreten genç desin.
Son bir interrail yazısının ardından muhtemelen bu konuyu da sonlandırmış olurum artık...
01 Ağustos 2008
Interrail - II
YUNANİSTAN
- Görevliler dahil, İngilizce bilen kişi sayısı çok çok az. İletişim için beden dili, yazı dili, ve bilimum dilleri kullanmak gerekiyor.
- Oldukça pahalı bir ülke.
- İnsanlar, binalar, hayat tarzı olarak Türkiye'ye ve Türk'lere çok benziyorlar. Ordan bir adamı İstanbul'a ışınlansa kimse farketmez Yunan olduğunu.
- Trenlerde gecikmeler bir hayli fazla. 1 saati bile aşan gecikmeler yaşanabiliyor.
- Time table'da yazan saate en az yarım saat ekleyerek seyahat etmek en mantıklısı.
- Interrailcileri pek sevmiyorlar. Az para bıraktıkları için ilgisizler (belki de tüm turistlere böyleler bilmiyorum).
- Interrail biletinin vasfı çok az. Tüm trenlerde mutlaka ekstra para ödeniyor. Bu 5 € ile 30 € arasında değişiyor.
İTALYA
ANCONA
- Küçük ve tarihi bir şehir. Eğer Yunanistan üzerinden yolculuğua başlandıysa insan ilk defa burada kendisini hakikatten Avrup'da hissediyor.
- Yürüyerek neredeyse tüm şehri gezmek mümkün. Otobüs kullanmak bu şehir için biraz gereksiz.
- Türkiye'de alıştığımız gibi büfelerde, gazetecilerde telefon kartı aramak abes kaçıyor burada. Telefon kartlarını tütün dükkanları satıyor.
- İngilizce bilen sayısı az olmasına rağmen çok sıcak kanlı insanlar oluşu sebebiyle gayet kolay iletişim kurulup, denmek istenen anlatılabiliyor.
- Limandan yürüyerek sadece 20 dakika uzaklıkta, tren istasyonunun tam karşısında oldukça ucuz bir hostel bulunmakta.
- Şehirde çok fazla Pakistan'lı ve zenci bulunmakta. İtalya'da değil miyim diye yadırgamamak gerek. Pakistan'lıların çok oluşu sebebiyle de bir çok "Hallal Market" bulunmakta.
ROMA
- Trenler tüm italyada oldukça dakik. Gecikme yok denecek kadar az.
- Görevliler yine oldukça ilgili.
- Roma'da bir kaç tren istasyonu var ama ana istasyon Termini.
- Hostelin şehir dışında, uzak olması bir sorun değil, hemen hemen her yere giden bir metro-tren sistemleri var.
- Görülüp, hayran hayran bakılacak bir yer.
- Kolezyum --> Colloseu, Aşk Çeşmesi --> Fontana di Trevi diye geçiyor. Ararken zorluk çıkmaması için bilmek gerekiyor.
- Kolezyum'u bulmak çok kolay. Trenden Colloseu durağından iner inmez tam karşıda muhteşem bir şekilde yükseliyor.
- 1 adet Kolezyum giriş bileti alarak, antik kent Foro, ve 3 farklı yer adha gezilebiliyor.
- Bunların hepsi sadece 11 €'ya.
- Öğrenci kartları bir işe yaramıyor. Avrupa Birliği vatandaşı olunmadığı sürece hiç bir indirim yapılmıyor.
- Roma'nın merkezinde otobüs kullanmaya gerek yok, yürüyerek her yer gezilebiliyor.
- Vatican City'e de yürüyerek gidilmesi halinde yol boyu bir çok ilginç yapılar, köprüler görülebiliyor.
- Şehrin her yerinde çeşmeler var ve bunlardan su içilebiliyor. En azından ben içtim, hala ölmedim.
- 1 günlük, 1 haftalık ve 75 dakikalık olmak üzere metro biletleri var. En uygunu günlük almak gibi sanki.
- 1 metro biletiyle 2 kişi çaktırmadan binebiliyor. Aslında hiç biletsiz de binilir de o kadar da kanunsuzluğa gerek yok.
FLORANSA
- Mümkün olduğunca geç saate kalmamak gerekiyor şehirde. Geç saatten kasıttan akşam 7'den sonrası. Çünkü hemen hemen her yer kapanmış oluyor.
- Tren istasyonu bile saat 11'den itibaren kapanmaya başlıyor.
- Akşam 9'dan sonra otobüs sayısı oldukça azalıyor. Bir otobüs için 2,5 saat bekledim bilirim.
- Gece otobüse para verilmeden biniliyormuş. Binip para verdikten sonra bunu öğrenmke kötü oluyor. Benden sonra binen kimse para vermeyince durumu anladım ama geç oldu.
- Pisa'ya 1 saatlik tren mesafesinde olması belki de tek iyi yanı.
- Hostellerde yer bulmak çok zor. Eğer kalınacaksa en az 2 gün önceden rezervasyon şart.
PISA
- Tüm şehir yürümeyle gezilebiliyor.
- Şehirin zaten tek gidilip görülmesi gereken yeri Pisa Kulesi ve çevresindeki yapılar.
15 €'ya kule turu yapılıyor. - Çevredeki hediyelik eşyacılar birazcık pahalı olsa da harika hediyelikler var.
- Kule mutlaka çıkılması gereken bir yer. O yamukluğu hissetmek harika.
- Çevredeki restoranlar diğer kentlere göre ucuz. Mesela 9 €'ya pizza yenilebiliyor.
- Tren istasyonundaki Mc Donald's'ın tuvalet görevlisine tuvalet çıkışı "bozuk yok be hacı" deyince, dalge geçer gibi gülüyor ama takmaya gerek yok, nasılsa bir daha görülmeyecek bir adam o. E bir tuvalet için de 1 € fazla.
VENEDİK
- Oldukça pahalı bir şehir.
- Yemek ve yola verilen paraya yazık, o derece pahalı.
- Sea-Bus'lar olağan üstü pahalı ve tüm ulaşım sea-bus'larla.
- Gezilmesi gereken 3-4 yer var fakat hepsi birbirinden çok uzakta. Ulaşımın da pahalılığı sebebiyle biz kanalları gördük ya yeter deyip, geri döndük.
MILANO
- Pazar günü kesinlikle gidilmemesi gereken bir yer. Resmen hayalet şehir gibi. Sokakta tek bir insan bile yok. Her yer kapalı. Tüm şehir sessiz. Sadece bir ana caddesinde tek tük hayat var.
- Gezilecek hiç bir şey yok, tabi ki 500 €'luk pantolonlar ve 300 €'luk gömleklerle dolu vitrinleri gezmekten zevk almıyorsan.
- Şehirdeki en güzel yer belki de o şahane tren istasyonu. Restorasyonda olmasına rağmen o ihtişam adamın aklını başından alıyor. Her ufak ayrıntıda bile bir güzellik var.
- Ancak restorasyon sebebiyle olsa gerek, istasyon içinde ne nerede bulmak çok zor.
- Tourist Information'ı resmen bir araya saklamışlar.Hemen sağdaki dükkan "solda" diyor. Soldaki dükkan "sağda" diyor. Kamera şakası mı diye düşünüyor insan. Deli gibi gezmeye rağmen bir Tourist Information'ı bulamadık. Sonra farkettik ki ufacık bir ara var ve oradan geçiş var. Hiçbir tabela olmadığından bunu anlamak için ermiş olmak gerek.
- Tren istasyonu büyük ve yoğun olduğundan, binilecek treni bir görevliye sormakta fayda var.
- Eğer Fransa yönüne devam edilecekse 2 gün önceden yer ayırtmak gerekiyor, zira yer bulunması imkansız.
- Viyana'ya her 2-3 saatte bir tren var.
- Yataklı gece treni Viyana'ya, 37 €. Su ve kahvaltı için çörek ve meye suyu fiyata dahil.
Yunanistan ve İtalya izlenimleri kısaca, özet halinde böyle. Geri kalanlar yakında...
29 Temmuz 2008
Küpe
Küpemi kulağıma takarım, Bodrum'da 3-5 tur atarım... :)
11 Temmuz 2008
InterRail - I
Interrail yapan arkadaşımla konuştuğumda, ismi lazım değil Memo, bayağı enteresan gelmişti, istemiştim. 1 sene sonrasında kafaya koyduğumu gerçekleştiririm belki ümidiyle Volkan'a durumu açtım. Nedir ne değildir, kaba taslak ben de bildiğim kadarıyla anlattım. O da oldukça heveslendi, enteresan geldi ona da bu fikir. Daha sonra gelene geçene anlattık bunu, yapmak isteyen olur mu bizimle diye. Heves eden çok oldu, gelebilirim diyen de, ancak bilet almaya giderken yanımızda fazladan bir kişi daha vardı. Gittik biletleri aldık, mart ayıydı. önümüzde 3 ay kadar bir süre vardı. Bu süre içerisinde yine gelmeye niyetlenenler sonra vazgeçenler de olmadı değil. Bu 3 ay içinde kabataslak nerelere gideriz, neler götürürüz çantamızda, neyle döneriz, nasıl yaparız, nerelerde kalırızı bol bol düşündük. Artık zaman yaklaşıyordu, vize alma vakti gelmişti. Vize başvurumuzu yapmak için İtalya Konsolosluğu'nu seçmiştik Gençtur'daki öneri üzerine. Gittik başvurumuzu yapmaya fakat rezervasyonu mutlaka istiyorlardı. Interrail demek bir yerde de plansız programsız, kafana estiği zaman kafana estiği yere gitmek demek ama İtalyanlara bunu anlatmak yerine kolay yolu yani rezervasyon yaptırmayı seçtik. Herşeyimizi hallettik ama bu sefer de rezervasyonumuzu az buldular. Ne yapsak yaranamıyorduk resmen. Fazladan rezervasyon yaptık, dilekçemizde en çok kalacağımız yeri İtalya yaptık, yaptık da yaptık. En sonunda teslim aldılar belgelerimizi ve bize bi randevu tarihi verdiler. Randevu gününden sadece 2 gün önce arayıp da "İtalyan Konsolosluğu'ndan mail attılar, ek maddi güvence istiyorlarmış sizden" dediklerinde ve "Nedir bu ek maddi güvence ne istiyorsunuz yani?" soruma "Bilmem bize öyle mail atmışlar" cevabını aldığımda, hah dedim işte sorunlar daha yeni başlıyor. Neyse çok detaylarla sıkmadan devam edeyim. Randevu günü cebimdeki "ek maddi güvence belgem"le konsolosluğa gittim ve bana 9'unda tekrar gel dediler. 9'u yani benim interraile başlama günümden sadece 1 gün önce. "Peki kesin vize çıkacak mı? Ona göre ben hazırlık yapacağım da" denmemeliymiş, çünkü eğer derseniz "Biraz daha konuşursan hiç vize alamayacaksın" da diyebiliyorlarmış aman diyeyim. Bu sırada vizemin çıkıp çıkmadığının belli olacağı günden hemen önceki gün, interrail için yeniden 2 kişi kaldık Volkan'la. Ve 9'u geldi çattı, ben sinir, heyecan dolu bir halde konsolosluğa doğru ilerlerken İtalya'ya da az küfretmedim o ayrı ancak daha sonra Roma'yı görüp de aşık olacağımı bilmiyordum. Herneyse en sonunda vizemi aldım ve artık interrail için önümdeki tek engel de kalkmış oldu. Cebimde interrail biletim, pasaportum, vizem ve dönüş için uçak biletim he bir de hayallerim, umutlarım (çok arabesk oldu ama :D ) artık hazırdım.
Bu süreç boyunca internetten o kadar araştırmama rağmen şöyle dolu dolu bilgi veren bir yere de pek rastlayamadım. Ekşi Sözlük'te oldukça yararlı şeyler buldum, onun dışında pek verimli değildi internet bu iş için. He tabi ki bir de Memo vardı bilgi kaynağı olarak. O yüzden de elimden geldiğince interraille alakalı bir şeyler yazmaya çalışacağım önümüzdeki günlerde, niyetlenenler ve gitmeyi kafasına koyanlar için. Şimdiden söyleyebileceğim kafanızda eğer gitsem mi diye bir soru işaret varsa, durmayın gidin, böyle birşeyi birdaha yapma imkanı olmayabilir.